Resim Üzerine

Resim, boyayla oynadığım oyundur.

Oynarken meşgul edilmek istemiyorum.

Yalnız oynamayı severim, oyunum tek kişiliktir. Fakat fırçalarımı başkasının yıkamasını isterim.

Oyunu para kazanmak, şan ve şöhret için oynamıyorum. Oyunda almadan, veriyorum. Para harcıyorum, masraf yapıyorum.

Oyunumda harcadığım zamanı eşimden, işimden, yakınlarımdan çalıyorum.

Oyunu gönlüm isterse oynuyorum. Oyunum, işim değildir.

Şimdi işim de yok. Emekliyim, işim oyunum oldu.

Birileri soruyor:
-Neden resim yapıyorsun?
-Satıyor musun?
-Kaça satıyorsun?
-Yarışmalara katılıyor musun?
-Hangi sanat akımına bağlısın?
-Ödül aldın mı?

Resmi bir amaç için mi yapmak gerekiyor? Keyif almak için yapamaz mıyım? Resmi almak isteyenler kapıya mı dizildi? Satmak, kar etmek için yapmıyorum. Resmin yarışması olmaz. Sevginin, aşkın, hazzın, tutkunun, heyecanın ölçüsü olur mu? Her resim yapanın kendi yaptığı resim, kendisinin birincisidir. Resim yapanlara, bilim ile uğraşanlar gibi “prof.” unvanı veriyorlar. Resim, bilim mi? Resmin profesörü mü olunur? Bunlar saçma sapan şeyler bence. Plastik sanatların felsefesini yapan, kendilerini elit gören muhterem zatlar, kendi aralarında bir dil geliştirmişler. Bu dili, anlamak benim için mümkün değil. Ne dediklerini anlamak istiyorum ama nafile... Benim kavrama, anlama dilimle konuşmuyorlar. Halk ve millet de bunları anlamıyor. Sonra başlıyorlar yakınmaya: “Bu halk resimden, sanattan anlamaz. Devlet,iş adamı, tüccar resme para harcamaz... ” İstedikleri şudur aslında: kendisi resim yapsın, kendini tatmin etsin, herkes alkışlasın, taltif etsin. Şöhret, şan sahibi olsun. Para kazansın. Resimlerini almak için sıraya girsinler. Ömür boyu bu saltanat sürsün isterler. Yok öyle şey. Önce nafakanı sağlayıp sonra da sürmek istiyorsan Hiçbir beklenti içinde olmadan bu işe zamanın varsa ayıracaksın. Böylece kendini tatmin edeceksin. Sonra da sana sanatçı derler mi, demezler mi onu da zamana bırakacaksın... Kimseye darılmaya, kırılmaya hakkın yok.

Şimdi tekrar başa dönecek olursak boyayla oynadığım resim oyununa nasıl başlarım onu anlatıyım. Hayalden başlayamam. Bir konu, yaratılmış bir cisim, insan, ağaç, çiçek, kuş, manzara gibi bir şeyle resme başlarım. Her seferinde benzer şeyleri tekrarlamamak için bunu yapmak zorundayım. Mesela konu çiçek olsun, bu çiçek somut bilinen görülen bir şeydir. Ben bunu resmederken çiçeğin, optik fotoğrafını yapmam. Eğer fotoğrafını yapacak olsam kamerayla çeker, büyütür duvarıma asarım. Bu iş tamamen gönül işidir. Resim olması için çiçeğe, resmin dili olan renk ve çizgilerle aşkını, sevgini, tutkunu, hırsını yani duygularını kattığın zaman o çiçek fotoğraf olmaktan çıkar, senin duygularınla bulamaç olan resme dönüşür. O çiçek, senin aşkın, tutkun ve senin yorumun olur. Resmin konusu ne olursa olsun resim yapanı duygularını katarak resim diliyle bize bunları göstermesidir. Resim, şiir, edebiyat gibi değildir. Bütün insanlığın gözlerine hitap eder, tercümana ihtiyacı yoktur. Gönül gözüyle bakan onu bulur, haz alır. Yaptığın resimden herkesin haz alması mümkün değildir. Resme bakanın gözleri senin gönül gözünden bakmıyorsa, resmeni seveni de az bulursun. Çünkü ben binlerce resim yapanların resimlerine bakıyorum. Sevdiğim 3, 5 ismi geçmez. Resim fuarlarında, resimlerin önünden süratle geçiyorum. Birisi, uzaklardan ben buradayım diyor. Ona koşuyor, onu izliyorum. Öbürleri çirkin mi? Değil. Onlarda beni çeken duygular yok da ondan... benim de resimlerimi beğenenlerin çok olmasını beklemiyorum.

Sonuç resmi, kendi tutkum, alacağım haz için yapıyorum. Ona duygularımı katıyorum. Resmin, sanatın, estetiğin dili ile onları ifade etmeye çalışıyorum. Resmin ırkı olmaz. Resme bakıldığında onu Türk, Fransız, Yunan yahut Ermeni'nin yaptığı bilinmez. Ancak resmi yapanın hangi siyasi sıfata bağlı ise o sıfata mensup bir ressam tarafından yapıldığı belirtilebilir. Ünlü olmak için çok güzel resimler yapmak yetmez, hatta her ünlü olanın da resmi çok güzel olmayabilir. Ünlü olmak için kendini pazarlayıp reklamını yaptırmak gerekir. Bunun için gayret sarf etmek lazımdır. Düzenli olarak resimle ilgilenilen mekanlarda kendini ve eserlerini göstermek gerekir. Ünlü olanın reklamı ne kadar çok yapılırsa, izleyicisi de çok olmaktadır. Mona Lisa tablosu önünde, onu görebilmek için sıraya dizilenleri görünce şaşırıyorum. Benim için çok daha çağdaş Soutine'i izlemek daha keyifli. Bir yakınım Picasso sergisine gitmiş. Beklediğini bulamamış, bunu da söylemeye çekiniyor. Bunu ifade ettiğinde sanattan anlamamaktan dolayı aşağılanacağı korkusunu duyuyor. Bende kendisine katıldım. Bir sanatçının bütün yapıtlarının güzel olmasını beklememek gerekir. Ünlü sanatçıların, sergilenen yapıtları, krokileri ve eskizleri isminden dolayı değerlenmektedir. Bir sanatçının ünlü olması onun resmini sevmemizi gerektirmiyor. Sevebilmem için benim gönül gözüme hitap etmelidir. Ünlü olmayan köşesine çekilmiş derviş gibi gönül gözüyle resim yapan birileri de çok güzel resim yapabilir. Ama bundan kimsenin haberi olmaz, bilinmez.

Mazlum Ümit